Acelecilik ve Sabırsızlık

Herşeyin Bir Vakti Vardır!

   Meyve önce olgunlaşır, çekirdekleri toprağa düşen filizlenir, filiz fidan olur, fidan ağaç. Bebek 9 ay sonra doğar. Çocuk önce emekler sonra yürür

İşte herşeyin bir müddeti vardır.


   Hayatımızda olan, olabileceklerin hepsinin bir  süreci vardır.
Günümüzde teknolojinin de etkisiyle hiç bir şeye sabrımız kalmadı, tıkla gelsin! Hemen kargo! Hızlı destek!

Beklemeye tahammülümüz kalmamış, ketılda su kaynatırken bile daha termostatın atmasını beklemeden suyun fokurdamasını duyar duymaz, içini boşaltıyoruz. Trafikte ışıkta bekleyemiyoruz, öndeki araç yavaş ise selektör yapıp taciz ediyoruz. 

Hep bir acelemiz. var!
Heye yetişmeye çabalıyoruz?
Neyi kaçırmak istemiyoruz?
Bilmiyoruz.

Facebookta gönderiye bakıyoruz "benden habersiz birşey mi oldu aman kaçırmayayım!" Instagramda hikayeye bakıyoruz "ne olmuş? Hemen görmeliyim!" Whatsapp'ta bildirim gelir, bakmadan duramayız.
Aceleciiliğimizin sebebi bu belkide; hiçbir şeyi kaçırmamak için her yere koşmak hiçbir şeyden haz alamamak! Cevabını veremediğimiz bir koşturmaca!

Sakın Kaçırma!
Muhteşem Cuma!
Süper indirim bir daha gelmez!
Harika hafta!
Alman için son 10 saniye!
Aldın Aldın Kapatıyoruz!

   Teknoloji ve kapitalizm de bizi bu amaçsız koşturmaya itiyor.
Oysaki teknoloji insanlığa hizmet etmesi için biçimlenmesi gerekirken; Çoğu noktada insanlığı kendisine göre biçimlendiriyor.
Belli noktada ise taşınır ve taşınmaz malları kendi hizmetimizde kullanmak yerine kendimiz onlar için hizmetçi oluyoruz.
Daha büyük ev olmak için, daha iyi araba almak için, yeni model telefon almak için borca giriliyor birçok şeyden kısıyoruz. Sonra daha yenisi çıkıyor tekrardan başlıyor. Böyle bir kısır döngü işte.
özetle bir sofrada oturup, herşeyi hızlı bir şekilde tatmaya çabalıyoruz tıka basa yiyoruz ama yediğimizden hiç birşey anlamıyoruz. Üstüne karın ağrısı da cabası.
Üstelik bu mecazlı anlatımın gerçek halinide tam pansiyon otellerde görmüyor muyuz?
Onu da alayım, bunu da alayım, şu tatlı da olsun bundan da olsun şunu da koy. beş katlı bir tabak, tıka basa ye, hiç birşeyden tat alma.

   Dünyadaki düzenin bir ahenk'i vardır, dünya dönmek için acele etmez, güneş doğmak için, kış gelmek için, çiçek açmak için, arı bal yapmak için acele etmez. Sadece biz acele ederiz, salatalık çabuk çıksın diye basarız hormonu, ne kokusu kalır ne tatı.
işte acelecilik olunca ahenkte bozuluyor.


  Ne acelecilik ne de miskinlik, tempolu bir yaşam!

Nasıl ki bir bahçede sebzeler ve ağaçlar için en iyi sulama, damlama ile yavaş yavaş ama sürekli sulama ise; işte hayatımız da acelecilikten uzak tempolu bir şekilde olmalı. 

  Aşağıya anlamlı bir animasyon  bırakıyorum 

   



Yorumlar